Aynı daldan çoğaltılmış iki çiçek. İki farklı renk ama aynı boydaki saksının içerisinde yan yana ekili güneşi bekliyor. Bir zamanlar tek bir vücutta olmalarına karşı artık iki yabancılar. Hatta iki yabancı bile değiller. Yabancı olmanın verdiği varsayımsal tutkudan ve gizemden uzaklar çünkü.
Birbirlerinin yanında duran iki saksı çiçeği. İkisi de aynı güneşi bekliyor belki ama artık aynı mevsimde değiller.
Aynı daldan doğmuş iki çiçek, beklese ne değişir ki artık. Bir daha asla aynı dal olamayacaklar. Yeni bir renk olamayacaklar, saksı çiçeği aynı yerde, diğer saksı çiçeğinin yanında kalacak. Belki bir fırtınayı bekliyor artık.
“Bir fırtına gelse de devirse bizi.”
Fırtına gelmiyor ve devirmiyor, yıllar geçtikçe aynı güneş doğuyor ve batıyor. Çocukken insana sonsuz gibi görünen bir yolda yılların yavaş yavaş ve hafifçe geçtiği, böylece hiç kimsenin akıp gittiklerinin ayırtına varmadığı bir yolda, hep ilk gençliğinin kaygısızlığıyla ilerlemişti. insan bu yolda, sakin sakin, çevresine merakla bakarak ilerlerdi, aceleye gerçekten hiç gerek yoktu, ne arkasında onu sıkıştıran ne de bekleyen birileri bulunurdu. Büyükler size dostça selam verir ve suç ortaklığı dolu gülüşlerle ufku gösterirlerdi; böylece yürek yiğitçe ve tatlı arzularla çarpmaya başlar ve insan kendisini az ötede bekleyen harikulade şeylerin umudunu tadar; gerçi o şeyler henüz uzaktadır ama bir gün onlara ulaşacağı kesin, tartışmasız bir biçimde kesindir.
Daha çok yol var mıdır? yoo, şu ilerideki nehri geçmek, şu yeşil tepeleri aşmak yeterlidir. belki de varmışsınızdır bile. Şu ağaçlar, kırlar, şu beyaz ev belki de bizim aradığımız şeylerdir. Bir an, bunun doğru olduğuna inanıp, orada durmak isteriz. Sonra, kulağımıza ileride daha iyisinin olduğu çalınır ve tasasız bir biçimde yeniden yola koyuluruz.
insan böylelikle, umut dolu, kendi yolunda gider durur; günler uzun ve sakindir, güneş yukarıda gökyüzünde parlamakta ve akşam bastığında üzülerek yok olmaya yüz tutmaktadır.
Bir noktada, belki de içgüdüsel olarak, insan geri döner ve arkasında bir kapının kapanarak dönüşü olanaksız kıldığını fark eder. İşte o zaman bir şeylerin değişmiş olduğunun ayırtına varır, güneş eskisi gibi kıpırtısız değildir, hızla hareket etmektedir; ne yazık ki, bakmaya bile fırsat bulamadan, onun ufkun ucuna doğru hızla kaydığını, bulutların da gökyüzündeki mavi koylarda hareketsiz durmadığını, birbirlerinin üzerine çıkarak kaçtıklarını, iyice acele ettiklerini görür; zamanın geçtiğini ve günü gelince yolun zorunlu olarak son bulacağını anlar insan.(1)
Belirli bir zamanda, arkamızda bir kapı kapanır, kapanır ve şimşek hızıyla kilitlenir; geri dönecek zaman kalmamıştır?
Uzun ve belirsiz vadeli bir iyilik uğruna güvenli küçük sevinçlerden vazgeçmiş olmaktan acı bir tat alıyordu insan, önünde öyle çok zaman vardı ki. Yaşamdaki tüm güzel şeyler onu bekliyor gibiydi, aceleye ne gerek vardı. Ona dikkat et diyecek hiç kimse yoktu.
İçindeki lanet bir hevesle, hep daha iyi bir şeylerin olacağı umudunu taşımakta, yıllar akıp geçiyor, daha iyi bir şey olmasına da fırsat vermiyor, daha kötüsüne de razı olmuyordu insan.
insan yaşamı boyunca varoluşuna mucizevi bir anlam yükler, kahramanlık hayalleri kurar, dünyayı değiştireceğini sanır, hatta sıradan yaşam süren insanlara acıyarak bakar, asıl acınası olanın kendisi olduğunun farkına varmadan. Normal insanların üzerinde hiç düşünmeden gayri ihtiyari yaptığı her şeyi zaman kaybı olarak görür ve hiçbir zaman gelmeyecek olan o güne hazırlar kendini. Ertelemek can dostudur, beklemek tek dayanağı.
Beklediği şey ise koskoca bir hiçtir. bunun farkına vardığında ise iş işten geçmiştir çoktan.
Alışkanlıklarına boyun eğdiği için değil de, başka bir yere kımıldayamadığı için kendi çifti yanında ömür boyu aynı güneşi bekler çiçek.
Durduğun yerde yapamıyorsan durma adım at, çünkü atabiliyorsun, sen çiçek değilsin.
“Bir fırtına gelse de devirse bizi.”
Aynı daldaydık, aynı daldaydık.
Aynı daldan düşüp ayrıldık.
Aramızda yüz yıllık zaman,
yol yüz yıllık. (2)
(1) il deserto dei tartari - dino buzzati
(2) Hasret - Nazım Hikmet
Çağlar Biber
DeveloperCras justo odio, dapibus ac facilisis in, egestas eget quam. Curabitur blandit tempus porttitor. Vivamus sagittis lacus vel augue laoreet rutrum faucibus dolor auctor.


0 yorum:
Yorum Gönder